Oyun Kuramı ve Oyun Olgusu


Sanatın ne olduğu ve neden yapıldığı soruları yüzyıllardır düşünürleri ilgilendirmiş ve cevap aramaya itmiştir. Bu ihtiyaç üzerine kuramlar geliştirilmiş, bu kuramlar genel olarak üç maddede ele alınmıştır.

Taklit Olarak Sanat
Platon’un (M.Ö. 427-347) öne sürdüğü görüşe göre; dünyadaki tüm varlıklar birer kopyadan ibarettir. Daha mükemmel hayal bile edilemeyecek olan başka bir dünya mevcuttur ama bizim görme duyumuz ne yazık ki Platonun ‘idealar dünyası’ diye adlandırdığı dünyayı görmeye yetmez. Bizim gördüklerimizin sadece bu idealar dünyasının yansımaları ya da kopyaları olduğu görüşünden yola çıkan Aristoteles (M.Ö. 384-322) ise: Sanatın görevinin, doğayı taklit etmek olduğu görüşündedir. Aristoteles’e göre ancak taklit aracılığıyla sanatçı sanat eserini oluşturabilir. Böylece sanatçı insanlara yaşattığı bu duygusal durum sayesinde, ruhun aranmasına ve ruha ulaşılmasına ön ayak olur. Bu nedenle sanatçının görevi kutsaldır. Platona göre ressam taklitçidir. Çünkü idealar dünyasının ulaşılmazlığından dolayı Tanrının ya da insanların yaptığı nesneleri taklit eder.

Yaratıcılık Olarak Sanat
Temsilcisi Benedetto Croce (1866-1952)’dur. Croce’ye göre; sanatçının ortaya yeni bir ürün getirmesi beklenir. Taklit dışlanır, gerçeğin taklit edilmesinin anlamsız olduğu düşünülür. Önemli olan güzeli taklit etmek değil, söz konusu olan onu yüceltmek, yaratmak, eksikliğinde de onu varetmektir. Ayrıca sanatçı, taklit ettiği zaman yaratma özelliğini kaybeder. Sanatçı gözlem ve izlenimlerini gerek birleştirerek gerekse eksilterek bir senteze ulaştırır. Bu sentezi oluştururken estetik sezgisini kullanır. Sanatçı yeteneklerini ve hayal gücünü kullanarak ürün verir.

Oyun Olarak Sanat
Temsilcisi Friderich Schiller (1759-1805)’dir. İnsanın oynadığı sürece insan olduğunu dile getiren düşünür, gerçek özgürlüğe ancak sanat yoluyla ulaşılabileceğini ve bu yolla ulaşılan halin tam bir varoluş hali olduğunu savunmaktadır. Ona göre; İnsanın duyumsal ve biçimsel olmak üzere iki temel dürtüsü bulunur. Biçimsel dürtü; değişimin reddi, güven ihtiyacı, istikrar, zamanı ortadan kaldırma eğilimlerini bünyesinde barındırırken, ‘duyumsal dürtü’ ile değişim, zamanın içeriğe sahip olması öngörüsü ve duyguların doyurulması devreye girer. Birbirlerine zıt bu iki duygu çatışma içindedirler. Biçimsel dürtünün bastırılması halinde duygular zarar görürken, duyumsal duygunun bastırılması toplumsal ve ahlaksal sorunlara yol açar. Schiller bu iki dürtünün dengelenmesini sağlayabilecek üçüncü bir dürtü olduğunu ve bunun da oyun dürtüsü olduğunu savunur. Zamanı zamanda ortadan kaldıran, oluşu mutlak varlıkla, değişimi özdeşlikle değiştirmeyi amaçlayan bir dürtüdür oyun dürtüsü. Zamanı zamanda ortadan kaldırmak yani sanki zaman hiç geçmiyormuş gibi yapmak, bir nevi simülasyondur ve oyunun özünü oluşturmaktadır. Söz konusu simülasyon, üç boyutlu objelerin iki boyutlu bir satıh üzerinde göz oyunlarıyla, sanki üç boyutlu bir nesne izlenimi vermeye çalışması ile resim sanatında da görülmektedir. Bu bağlamda, sanatın kendisi simülasyon, yanılsama ve oyundan ibarettir. Aşağıda detaylı olarak Schiller ve oyun kuramından bahsedilmektedir.

Bir cevap yazın