Herakleitos ve Platon’a Göre Oyun

Ekim 13, 2018 0 Yazar: admin

Batı felsefesinde ‘oyun’ denildiğinde ilk olarak, Heraklitos’un “Aion, dama oynayan bir çocuktur; krallık çocuğundur.” ünlü özdeyişi ile karşılaşılmaktadır (Dursun, 2014, s.23). Yunanca olan bu deyiş üzerine Heraklitos sonrası düşünürler bir çok yorum yapmışlardır. David Miller “Zaman (Aion), bir oyun tahtasındaki taşları hareket ettirerek oynayan bir çocuktur. Krallık çocuğa aittir.” olarak yorumlarken, Heidegger “Varlığın kaderi/takdiri, oynayan bir çocuktur varolanların varlığı, kurucu zemini yöneten, arkhe. Varlığın kaderi: oynayan bir çocuk” şeklinde yorumlamaktadır. Nietzsche ise; “Heraklitos’a göre evren, Zeus’un bir oyunudur, yahut fiziğe uygun deyimiyle, ateşin kendisi ile oyunudur.” diye yorumlamaktadır (Nietzsche, 1985: 51).

Aion sözcüğü varolma tarzı, yaşam, zaman, yaşam ömrü, gibi farklı biçimlerde çevrilmektedir. Heidegger ise ‘Aion’ sözcüğünü, varlık ve temel nedenin birbirine ait olması anlamına gelen ‘logos’ olarak yorumlamaktadır. Aynı zamanda bu sözcüğü ‘dünya zamanı’ olarak da çevirmekte, “kosmos olarak onda zamanlaşan dünyevileşen dünyadır” yorumunu da ekleyerek ‘logos’, ‘physis’ ve “kosmos” gibi birçok sözcüğün de birleşimi şeklinde görmektedir (Heidegger, 1991:112-113). Yunancada ‘logos’ toplamak, biriktirmek anlamına gelir. Physis; bir şeyin kendinden hareketle ortaya çıkması “yaratma”, “toplanan, biriktirilen Physis ile kendinden dışarıya çıkma imkanı bulur” (Heidegger, 1998:51). “Gizini açan”, “gizlenen”, “böyle bir imkânı barındırandır, (olma imkanı sağlama)” (Dursun, 2014:28).

Heidegger, Aion’u varlığın kaderi olarak da çevirmekte ve onu oynayan bir çocuk olarak ifade etmektedir. Üstelik de bu en büyük muazzam çocuk insanların yaşamları boyunca bulundukları özlerinin tehlikede olduğu (bu) oyunun gizemidir. Yalnızca bir oyun vardır, o da biriciktir. Bu oyunu da oynama yeteneği olan ‘muazzam bir çocuk’ oynar. Bu çocuk krallığa aittir.

Bu çocuğun neden oynadığını ise Heidegger şöyle açıklamaktadır. “O oynar, çünkü oynar. Çünkü oyuna batar. Oyunun, ‘niçin’siz olduğunu söyler ama aynı zamanda “Hiçbir şey, temel nedensiz değildir” demektedir (Heidegger, 1991:112-113).

Nietzsche’ye göre “Saf ateş nasıl oluyor da saflıktan bu kadar uzak şekiller alıyor?” sorusunun yanıtı ‘oyun’ dur. Yine sorunun cevabını kendisi vermiştir. “Ancak ölümsüz ve saf ateşin oyunu iledir ki sayısız dönüşüm yerini buluyor ve oynayan kendini çoğaltıyor. Bir olan, işte ancak bu anlamda, aynı zamanda çok oluyor. Böylece hep yeni olarak uyanan oynama güdüsü başka başka dünyaları hayata geçiriyor. Bu güdüyle birlikte saf ateş kendini toprağa ve suya dönüştürüyor.” (Nietzsche, 1985:49).

Platon’un oyuna bakışı ele alındığında ‘taklit’ ve ‘kukla’ kavramları öne çıkmaktadır. Yunanca’da kukla sözcüğü oynamak sözcüğünün kökünden türetilmiştir. İnsan bir kukladır ama hiçbir şekilde iradesiz değildir. Tanrıların yarattığı kukla olan insan; akıl, irade ve duyguları ile erdem ve kötülük arasında seçimler yapma iradesine sahiptir. Yaptığı seçimlerden dolayı erdemli kuklalar olan insanlar bir nebze olsun mahkûm olmaktan kurtularak yaşamış olurlar.

Platon, eğitimin oyunsal olması gerektiğini savunarak, insanın kendi işini yapmasını da erdemle ilişkilendirmektedir. Platon için oyun, insanların doğuştan eğilim gösterdikleri alana doğru yönlendirme ve o alanda mükemmelliğe ulaşmasını sağlayacak bir biçimlendirme sürecidir. İnsanların yaptığı seçimlere göre Tanrıların oyununa katılması bile mümkün olabilmektedir.
Platon’a göre görüntüler dünyası tamamiyle bir oyundan ibarettir. Ona göre; yaşarken oynar gibi yaşamak gerekir. Herakleitos ise tüm evrenin bir oyuncaktan ibaret olduğunu söylemektedir. İnsanın tüm çabası oyun olmalıdır.